Euro.Message madebycat

GEÇMİŞ SERGİLER

Mustafa Ata Sonsuzluk ve An

14.05.2010 - 12.06.2010

Mustafa Ata "Sonsuzluk ve An" isimli sergisiyle 14 Mayıs- 12 Haziran 2010 tarihleri arasında Galeri Işık Teşvikiye'de!

SONSUZLUK VE AN

Çağdaş Türk Figüratif Resminin kendine özgü üslubuyla tanınan Mustafa Ata, başlangıçta volüm ve planlarla kütlenin biçimsel yapısını oluştururken, figürü biçimi baz alarak anıtsallaştırır. Orada renksizlik ve durağanlık vardır. Yetmiş ve seksenli yıllarda yaptığı sosyal içerikli kompozisyonlarında, figürlerin mekanları ve yüzeyleri, kozmik bir iç yapıları olduğu gözlenir. Gelecekte infilak edecek bir yapıdır. Sembol, dram ve karşıtlık yüklü bu figürlü kompozisyonlar , Mısır'ın gizemli ve ölümsüz tanrıları gibi sonsuzluğa ve ölümsüzlüğe kodlanmış gibidirler. Burada henüz "Hiç'liği" göğün ve yerin bulunmadığı bir boşlukta tanımlanmıştır.

İnsanlık tarihi insanın görünür davranışlarının gerisindeki duygusal dünyasının gizemine antik yunandan günümüze merakla inceledi. Yaşadığımız dünya ve günümüz insanı ulaştığı tüm bilimsel ve yapısal çözümlemelerine rağmen, şiddetin ve yaşamın nörotik çizgilerinde gezinme baskısının önüne geçememiştir. Her ihtimale karşı yaşamak ve üretmek sorumluluğu sanatçının kaçınılmazıdır. Maddi dünyayla zorunluluk ilişkisi kuran Ata, kanımca ömrünü başkalarını mutlu etmek adına yaşadı.
Bedeninin içindeki kasveti, onun yaratıcı ateşidir. Dışavurum burada başlar.

Bir yazısında Milena Franz Kafka'yla ilgili şunları söyler " Hayır, o anlayamaz bizim tanımak zorunda kaldığımız dünyayı , yabancısıdır yaşamın…. Esenliğe kavuşamayacaktır hiçbir zaman. Çünkü sığınacak, başvuracak hiçbir aracı yok elinde.

Bizim korunabileceğimiz şeyler onda olmadığından hırpalanıyor ya böylesine; Giyinik
insanlar arasında çırılçıplak dolaşan biridir O. "

Seksenli yılların sonlarına doğru figürün taşıdığı atomik gizem, rengin bedenin İçinde infilakıyla son bulur. Artık kişiliksizleştirilmiş, herhangi bir karşılaştırmaya Anarşistçe karşı çıkarcasına "hiç"leştirilmiş ve eşitlenmişlerdir.Bu göğün ve yerin bulunmadığı sonsuz boşlukta yüzeyle karşıtlık oluşturacak hareket ve ritmin renk oyunlarıyla geniş örgüler oluşturmaya başladığı dönemdir.Bu örgü , onun arketipidir.  Ata, resme bir tahrip olmuşluktan, yapısızlıktan başlamadı. Sağlam temellere oturtulmuş bir yapının yıllara yayılmış değişim süreçleriyle günümüze gelebilmiş uzun  soluklu bir ressam. Bu sergide gördüğümüz bazı soyutlamaları geçmişle bağını koruyor. Ama ilginç olan bir şey var. Bu soyutlamalar figürden neredeyse bağımsız bir yüzey örgüsüne dönüşme yolunda. (Ata'nın resimlerinde 2000'li yıllardan bu yana soyutlama eğilimi gözleniyordu. ) Ustalaşmış bir el , zekice transformasyonlar gerçekleştiriyor.

Ondan türeyen figürler sonsuz boşlukta fonla eşitleniyor. Ama kontrastlar Ata'nın sanat geçmişinde kaçınılmazı olan figürler gibi. Bu kaligrafik örgü İslam hat sanatında biçimi anlamın gerisinde bırakan yapıyı anımsatıyor. Müzikle ilgili analojileri barok müziğin birbiriyle savaşırcasına karşıtlık oluşturan çalgılarındaki tınıları duyumsatıyor. Ata'nın fırçası insanın bugün bilimsel anlamda ulaşabildiği biçimiyle zamanın en kısa dilimi "Biz buna "an" diyebiliriz." Onu gözün şaşı olmayacağı yakınlığa çeker. Resmi izledikçe neredeyse ikinci bir görüntüyü aksettirir. Bu ritmik ve melodik akış renk tercih edilerek jestin sürekliliğiyle zihne ulaşır. Onun jestüel dışavurumunda renge yüklediği anlam, jeste yüklediği anlamla aynıdır. Ve sanırım figür tuvalin yüzeyinde daha önce bu kaygılarla boyanmıştır.

Ang Lee "Kaplan ve Ejderha filmindeki mucizelerin olağan karşılandığı bir ortamda havada yürüyen zen savaşçılarının cirit attığı , insanları suyun üstünde olabilecek en estetik biçimde yürüttüğü "düşsel gerçekliğin soyutlanmış ifadeleri gibi . Tam bu noktada Ata'nın resmilerine sinematografik bir gözle bakılması gerektiğine inanıyorum. Karanlığa yakın loş bir ışıkta geriye kalan neyse sadece O.

Ata'nın çalışma disiplini evrensel problemlerden kopmada, yaşamayı tercih ettiği doğa ve çevrenin enerji ve estetiğine bağlı zen ustalarına benzer bir ritüelle gerçekleşiyor. Sanatçının bugün geldiği noktada bu çok sesli örgüyü büyük bir yalınlığa doğru taşıdığını görüyorum.

04.05.2010
Gönül Karakan